Aşure, Osmanlı kültüründe hem dini hem de sosyal bir gelenek olarak uzun yıllar boyunca yaşatılmıştır. Aşure, ailenin durumu ve imkanlarına göre gümüş veya kalaylı bakır tepsilere dizilir ve üzerine sırmalı veya işlemeli peşkirler örtülürdü. Dağıtım için porselen, gümüş veya kalaylı bakır kâseler kullanılırdı. Aşure önce evin reisine, ardından akrabalara ve eşe dosta dağıtılırdı. Kâseler, bir bereket sembolü olarak yıkanmadan geri alınırdı. Kapıya gelen fakir ve yoksul kişiler ise kendi kâselerini getirir, böylece paylaşma ve yardımlaşma duygusu pekişirdi Local Ephesus Tour Guides.
Osmanlı Sarayında Aşure Günü
Birinci Mahmud’un sırkatibi Salâhi Efendi, padişahın hayatını belgeleyen dört yıllık hatıratında 1148 (M. 1735) Muharrem’inde gerçekleşen aşure günü kayıtlarını da bırakmıştır. Bu belgeler, on sekizinci yüzyıl Osmanlı sarayı yaşamı hakkında değerli bilgiler sunmaktadır.
Salâhi Efendi’nin kaydına göre, padişah ve maiyeti sandallarla Beylerbeyi sahil sarayına gitmiştir. Yol üzerinde Beşifclaşa uğramış ve haremdeki yeni kasırda kahve içip dinlenmişlerdir. Has bahçedeki çiçekleri incelemiş, güzel manzara ve bahçenin sunduğu huzur sayesinde gönülleri kat kat açılmıştır. Daha sonra sandalla Beylerbeyi sahil sarayına dönülmüş ve yeni yapılmış bağ kasrında bir süre dinlenilmiş, haremdeki bölmede denize altınlar atılmıştır. Bu uygulama, gözde nedimeler ve cüce, dilsiz hizmetkârlar için bir gösteri niteliğinde olup padişahı kahkahalara boğmuştur.
Sarayda Aşure Keyfi
Aşure günü, padişah ve maiyeti için haremden iki büyük maşraba alınırdı. Bir maşraba padişahın kendisi için, diğeri maiyet için hazırlanmış olurdu. Aşure, misk ile tatlandırılır ve özenle pişirilirdi. Saray halkı bu aşureleri yiyip büyük bir zevk ve sevinçle günü kutlardı. Yemek sonrası ise sandallara binilerek saraya geri dönülürdü. Bu gelenek, hem Osmanlı sarayının gösterişli yaşamını hem de dini ve toplumsal ritüellerin önemini göstermektedir.
Aşure, hem evlerde hem de saraylarda sosyal dayanışmanın ve paylaşmanın simgesi olarak uzun yıllar yaşatılmıştır. Bugün de bu gelenek, özellikle Muharrem ayında hatırlanmakta ve uygulanmaktadır.