Dolmabahçe Sarayı’nın rıhtım kapısına çıkan merdivenler, büyük bir özenle hazırlanmıştı. Saray bahçesinden toplanan taze papatya çiçekleri, merdiven basamaklarına serilmiş ve Gazi Paşa Hazretleri’nin basarak geçeceği zemine çiçeklerle “Hoş geldiniz” yazısı oluşturulmuştu. Bu zarif hazırlık, hem duyulan sevginin hem de gösterilen saygının anlamlı bir ifadesiydi.
Çiçek Takdimi ve İlk Karşılama
Karşılama sırasında, Binbaşı Mehmed Ziya Bey’in kızı Nermine Hanım ile Hasan Rıza Bey’in kızı Adalet Hanım, Gazi Paşa Hazretleri’ne iki buket çiçek takdim ettiler. Bu an, törene duygusal bir hava katmış ve orada bulunanlar tarafından büyük bir ilgiyle izlenmiştir.
Gazi Paşa ve Refakat Heyeti
Gazi Paşa Hazretleri ile birlikte Gaziantep Mebusu Kılıç Ali, Bozok Mebusu Salih Bey ve Sinop Mebusu Recep Zühdü Bey de “Nil” vapurundan inmişlerdir. Gazi Paşa’ya; Vali Süleyman Sami Bey, Kolordu Kumandanı Şükrü Naili Paşa, Polis Müdürü Şerif Bey, Şehremini Muhiddin Bey ve diğer askerî ve mülkî erkân refakat etmiştir.
Bu heyetle birlikte sarayın selamlık kapısına doğru ilerleyen Gazi Paşa, saf bağlayarak saygı duruşunda bulunan askerleri teftiş etmiş, ardından büyük bir vakar içinde saraya teşrif etmiştir. İlk olarak Muayede Salonu’na geçen Gazi Paşa, kısa bir süre sonra istirahat etmek üzere başka bir salona geçmiştir City Tours Istanbul.
Davetlilerin Saraya Girişi
Bu sırada, mebusları taşıyan vapur ile diğer davetlileri getiren vapurlar birer birer Dolmabahçe Sarayı rıhtımına yanaşmıştır. Tamamı resmî kıyafetli olan mebuslar, yerel yöneticiler, devlet memurları ve cemiyet temsilcileri saraya alınmış; teşrifat memurları tarafından kendilerine gösterilen yerlere düzenli bir şekilde yerleştirilmişlerdir.
Resmî Kabul Öncesi Sessizlik
Tam saat yedide, Muayede Salonu’nda derin bir sessizlik hâkimdir. Herkes yerini almış, Büyük Gazi’nin teşrifini büyük bir heyecan ve saygıyla beklemektedir. Salonun havası, tarihî bir anın yaşanacağını hissettirmektedir.
Tarihin Sessiz Tanığı Muayede Salonu
Bir zamanlar milleti esarete sürükleyen padişahların oturduğu bu salonda, tam ortada bulunan kırmızı koltuk, artık bambaşka bir anlam taşımaktadır. O koltuk, Türk milletini yok oluşun eşiğinden kurtaran, verdiği mücadelelerle yalnız bir milleti değil, bütün dünyayı hayran bırakan Büyük Gazi’yi beklemektedir. Salon, geçmişin karanlık günlerinden aydınlık bir geleceğe geçişin sessiz ama güçlü tanığıdır.