Generallerin Görevi ve Sancağın Mücadelesi
Generaller, sandukanın üzerinden ipek Türk sancağını kaldırmaya çalışıyordu. Ancak ipek sancak sanki bu kutsal naaştan ayrılmak istemiyormuş gibi sandukaya iyice […]
Generaller, sandukanın üzerinden ipek Türk sancağını kaldırmaya çalışıyordu. Ancak ipek sancak sanki bu kutsal naaştan ayrılmak istemiyormuş gibi sandukaya iyice […]
Doktor Fisenjer de yapılan teklifin uygun olduğunu kabul etti. Ben de zaten hazırlıklarımı bu ihtimale göre yapmış, gerekli bütün tıbbi araç ve düzenlemeleri önceden hazırlamıştım. Yapılan ponksiyon işlemi son derece doğal bir şekilde ve hastaya fazla acı vermeden gerçekleştirildi. İşlem sırasında yaklaşık on buçuk kilo kadar sıvı alındı. Bu müdahale, Atatürk’ün nefes almasını kolaylaştırmış ve onu belirgin şekilde rahatlatmıştır.
İşlem sonrasında Atatürk derin bir nefes alarak büyük bir rahatlama hissettiğini ifade etti ve “Oh, çok rahat ettim.” diyerek memnuniyetini dile getirdi. Alınan sıvı şişelere aktarılırken dikkatle inceliyor, merak ettiği noktaları soruyordu. Sıvının görünümü hakkında bilgi almak istemiş ve bunun vücut içinde nasıl biriktiğini anlamaya çalışmıştır. Doktorlar da ona kullanılan ince iğneyi göstererek işlemin nasıl yapıldığını sade bir dille açıkla
Saat 10.30’da Cumhurbaşkanı, refakatindeki kişilerle birlikte Darülfünun’u ziyaret etmiştir. Burada gençler tarafından büyük bir sevgi ve saygı gösterisiyle karşılanmış, Darülfünun emini tarafından odasında bilgilendirilmiştir. Daha sonra sınıflara girerek öğrencilerin derslerini izlemiş ve onlarla birlikte oturmuştur.
Ders sonrasında tekrar eminin odasında toplanılmış ve müderrisler Cumhurbaşkanı’na takdim edilmiştir. Bir ara ayrılmak üzere hazırlanan Gazi, yüzündeki memnun ifadeyle:
“Bu sıcak ortamdan insan kolay kolay ayrılamıyor, biraz daha kalalım” demiştir. Darülfünun Emini Muammer Kasım Bey:
“Onun için biz burada ölmek istiyoruz!” deyince, Gazi şöyle cevap vermiştir:
“Hayır! Burada ölmek değil, yaşamak isteyin. Şimdiki hayatta, asker bile ölmeden savaş kazanmak için çalışır.”
Ziyaretin sonunda bir kahve içen Cumhurbaşkanı, Darülfünun’un hatır
Cumhurbaşkanı’nın İstanbul’da bulunduğu günlerde Dolmabahçe Sarayı, yerli ve yabancı birçok önemli misafiri ağırlamıştır. Saraya gelen ziyaretçiler arasında diplomatik temsilciler, devlet adamları, dinî liderler ve dönemin tanınmış şahsiyetleri yer almıştır. Avusturya ve İran maslahatgüzarları, İran temsilcisi Mirza Said, Afganistan Hariciye Nazırı Ahmed Tarzi Han ve Yunan sefiri Camados bu isimler arasındadır.
Bunun yanı sıra edebiyatçı Sami Paşazade Sezai Bey, eski Vaşington sefiri Rüstem Bey, Süryani Kadim Patriği, Cemiyet-i Akvam’ın (Milletler Cemiyeti) İstanbul temsilcisi ve Mısır sefiri Abdülazim Raşid Paşa da saraya gelerek saygılarını sunmuşlardır. II. Abdülhamid döneminde Paris elçiliği yapmış olan Salih Münir Paşa, İngiliz-Türk Muhtelit Hakem Mahkemesi Reisi Mösyö Hemerlih ve emekli Müşir Ali Rıza Paşa da ka
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a gelişi dolayısıyla şehirde çok kapsamlı bir karşılama programı hazırlanmıştır. Bu programın önemli bir bölümünü, ilkokulların tören alanlarında düzenli biçimde yer alması oluşturmuştur. Maarif Müdürlüğü tarafından yapılan planlamaya göre, İstanbul’un farklı semtlerindeki mektepler sahil boyunca belirlenen noktalarda toplanacaktır.
Pendik, Kartal, Maltepe ve Bostancı mektepleri Bostancı sahilinde; Göztepe ve Erenköy mektepleri Erenköy sahilinde; Kızıltoprak mektepleri Fenerbahçe sahilinde yer alacaktır. Kadıköy ve Haydarpaşa mektepleri, Kadıköy Belediyesi’nden Mühürdar Gazinosu’na kadar olan sahil şeridinde dizilecektir. Üsküdar mektepleri Şemsi Paşa’dan Kuzguncuk’a kadar olan sahil boyunca, Beylerbeyi mektepleri ise Beylerbeyi rıhtımında karşılama görevini yerine getirecektir. Böylece Anadolu ve Boğaz kıyıları boyunca uzanan geniş bir karşılama h
Atâ Efendi, Osmanlı döneminde matbaacılık alanında görev yapmış bir kişidir. Çemberlitaş’ta bulunan Vezir Hanı içindeki Şirket-i Sahhafiye-i Osmaniye Matbaası’nın müdürü olarak çalışmıştır. Hicrî 1317 (Miladî 1899–1900) yılında hayatta olduğu bilinmektedir. Ancak kendisi hakkında bu bilgilerin dışında ayrıntılı bir kayda rastlanmamıştır. Hayatına dair bilgiler oldukça sınırlıdır ve daha çok resmî belgelerle sınırlı kalmıştır. Bu nedenle Atâ Efendi’nin kişiliği, çalışmaları ve özel hayatı hakkında kesin hükümler vermek mümkün değildir. Hakkındaki temel kaynak Resmî Maarif Salnâmesi’dir.
İkinci Abdülhamid devrinde Beylerbeyi’nde yaşayan ve halk arasında tanınan bir başka Atâ Efendi ise tamamen farklı bir kişiliktir. Bu Atâ Efendi, Boğaziçi’nin bu güzel köyünde “meczup” olarak anılan, halk
Ata Bey, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yetişmiş seçkin devlet adamları ve aydınlar arasında yer alır. 1856 yılında Halep’te doğmuştur. Çocukluk yıllarından itibaren hem Doğu hem de Batı kültürüne ilgi duymuş, bu iki dünyayı birlikte anlamaya çalışan nadir şahsiyetlerden biri olmuştur. Yaşadığı dönemin imkânları içinde kendisini sürekli geliştirmiş, özellikle dil ve edebiyat alanında derin bir bilgi birikimi edinmiştir.
Ata Bey, Arapçayı ve Fransızcayı çok iyi derecede öğrenmiştir. Bu dillerdeki yetkinliği, hem devlet görevlerinde hem de ilmî ve edebî çalışmalarında ona büyük avantaj sağlamıştır. Şark ve garp kültürünü birlikte tanıması, onun düşünce dünyasını zenginleştirmiş ve eserlerine geniş bir bakış açısı kazandırmıştır. Dönemin birçok aydını gibi o da yalnızca memuriyetle yetinmemiş, fikrî
Âşiyan’ın üst katında yer alan yatak odası, Tevfik Fikret’in hayatının son günlerine tanıklık etmesi bakımından ziyaretçilerin en çok dikkatini çeken bölümlerden biridir. Odaya girildiğinde, hemen sol tarafta bir komodin ve bir ağaç karyola görülür. Ancak bu karyola, sanıldığı gibi şairin son nefesini verdiği yatak değildir. Müze düzenlemesi sırasında, yalnızca mekânı tamamlamak ve bir görsel bütünlük sağlamak amacıyla buraya yerleştirilmiştir.
Duvarda asılı olan ve Tevfik Fikret’i ölüm döşeğinde gösteren fotoğraf, önemli bir gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Bu fotoğraf, şairin içinde vefat ettiği yatağın, odada bulunan bu oyma ceviz karyola olmadığını kesin biçimde göstermektedir. Asıl karyola günümüze ulaşmamış, nerede olduğu da tespit edilememiştir. Bu nedenle, mevcut karyolanın yalnızca sembolik bir unsur old
Bu şehir, çevresindeki bağları, bahçeleri ve mesire yerleriyle adeta bir cennet köşesidir. Her biri, eski kavimlerden Âd halkının efsanevi İrem bağlarını andıran güzellikte gezinti ve dinlenme alanlarıyla doludur. Şehrin meyveleri bol ve sulu, toprağı bereketlidir. Bu verimli topraklarda yetişen ürünlerin tadı dillere destandır.
Suyunun tatlılığı ve havasının yumuşaklığı sayesinde halkın yüzleri nurlu, görünüşleri güzeldir. Erkekleri yakışıklı, kadınları zarif ve alımlıdır. Halk düzgün konuşur, tatlı dilli ve güler yüzlüdür. Onların konuşmaları sanki İsa Peygamber’in mucizelerini hatırlatır, yürüyüşleri bile adeta ruha huzur veren bir zarafet taşır.
Bu şehrin halkı genellikle sipahi ve han nökeri olarak bilinir. Ancak tamamına yakını Şii mezhebindendir. Aralarında küfür ve kötü söz kullananlar da bulunur. Yine de şeh