Son Yolculuk ve Adalar Açıkları
Alay, Adalar açığına kadar ilerledi ve buradan bağlı gemiler, Türk milletinin ebedi şefini son kez selamlayarak İstanbul’dan ayrıldılar. Geri dönerken […]
Alay, Adalar açığına kadar ilerledi ve buradan bağlı gemiler, Türk milletinin ebedi şefini son kez selamlayarak İstanbul’dan ayrıldılar. Geri dönerken […]
Doktor, hem Atatürk’ün duyduğu endişeyi azaltmaya çalışmış hem de yapılacak ponksiyon işlemi için hazırlık yapmıştır. Atatürk’e daha önce birilerinin, dikkat edilmezse damarlardan birinin zarar görebileceği ve bağırsakların zedelenebileceği söylenmişti. Bu sözler, onun zihninde doğal olarak bir tedirginlik oluşturmuştu. Doktorun görevi ise bu korkuları ortadan kaldırmak ve yapılacak işlemin güvenli olduğunu açık bir şekilde anlatmaktı. Yapılan açıklamalar sonrasında Atatürk’ün içi rahatlamış ve müdahaleden çekinmediğini ifade etmiştir. Bu durum, onun doktorlara duyduğu güveni ve bilinçli yaklaşımını göstermektedir.
Tedavi sürecinde yabancı uzman doktorların da bazı önerileri olmuştur. Özellikle Profesör Eppinger’in diyet ve tedavi düzenine dair tavsiyeleri uygulanmış, ancak bu öneriler beklenen olumlu sonucu vermem
Saat 10.30’da Cumhurbaşkanı, refakatindeki kişilerle birlikte Darülfünun’u ziyaret etmiştir. Burada gençler tarafından büyük bir sevgi ve saygı gösterisiyle karşılanmış, Darülfünun emini tarafından odasında bilgilendirilmiştir. Daha sonra sınıflara girerek öğrencilerin derslerini izlemiş ve onlarla birlikte oturmuştur.
Ders sonrasında tekrar eminin odasında toplanılmış ve müderrisler Cumhurbaşkanı’na takdim edilmiştir. Bir ara ayrılmak üzere hazırlanan Gazi, yüzündeki memnun ifadeyle:
“Bu sıcak ortamdan insan kolay kolay ayrılamıyor, biraz daha kalalım” demiştir. Darülfünun Emini Muammer Kasım Bey:
“Onun için biz burada ölmek istiyoruz!” deyince, Gazi şöyle cevap vermiştir:
“Hayır! Burada ölmek değil, yaşamak isteyin. Şimdiki hayatta, asker bile ölmeden savaş kazanmak için çalışır.”
Ziyaretin sonunda bir kahve içen Cumhurbaşkanı, Darülfünun’un hatır
Deniz üzerinde toplanan binlerce kişi, büyük bir coşku içinde “Yaşa Gazi” ve benzeri tezahüratlar yapıyordu. Bu sesler, gecenin karanlığını doldururken, fener alayına katılan herkesin heyecanını açıkça gösteriyordu. Sadece kayıklar ve sandallar değil, aynı zamanda liman şirketine ait mavna filoları da istimbotlar tarafından çekilerek bu görkemli alaya katılmıştı.
Mavnalar bayraklar ve defne dalları ile süslenmiş, ayrıca meşalelerle aydınlatılmıştı. Bu süslemeler, deniz üzerinde oldukça etkileyici bir görüntü oluşturuyordu. Fener alayının ilerleyişi sırasında düzen ve güvenlik sağlanmış, tüm deniz araçları uyum içinde hareket etmişti Daily Sofia Tour.
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a gelişi dolayısıyla şehirde çok kapsamlı bir karşılama programı hazırlanmıştır. Bu programın önemli bir bölümünü, ilkokulların tören alanlarında düzenli biçimde yer alması oluşturmuştur. Maarif Müdürlüğü tarafından yapılan planlamaya göre, İstanbul’un farklı semtlerindeki mektepler sahil boyunca belirlenen noktalarda toplanacaktır.
Pendik, Kartal, Maltepe ve Bostancı mektepleri Bostancı sahilinde; Göztepe ve Erenköy mektepleri Erenköy sahilinde; Kızıltoprak mektepleri Fenerbahçe sahilinde yer alacaktır. Kadıköy ve Haydarpaşa mektepleri, Kadıköy Belediyesi’nden Mühürdar Gazinosu’na kadar olan sahil şeridinde dizilecektir. Üsküdar mektepleri Şemsi Paşa’dan Kuzguncuk’a kadar olan sahil boyunca, Beylerbeyi mektepleri ise Beylerbeyi rıhtımında karşılama görevini yerine getirecektir. Böylece Anadolu ve Boğaz kıyıları boyunca uzanan geniş bir karşılama h
Atâ Efendi, Osmanlı döneminde matbaacılık alanında görev yapmış bir kişidir. Çemberlitaş’ta bulunan Vezir Hanı içindeki Şirket-i Sahhafiye-i Osmaniye Matbaası’nın müdürü olarak çalışmıştır. Hicrî 1317 (Miladî 1899–1900) yılında hayatta olduğu bilinmektedir. Ancak kendisi hakkında bu bilgilerin dışında ayrıntılı bir kayda rastlanmamıştır. Hayatına dair bilgiler oldukça sınırlıdır ve daha çok resmî belgelerle sınırlı kalmıştır. Bu nedenle Atâ Efendi’nin kişiliği, çalışmaları ve özel hayatı hakkında kesin hükümler vermek mümkün değildir. Hakkındaki temel kaynak Resmî Maarif Salnâmesi’dir.
İkinci Abdülhamid devrinde Beylerbeyi’nde yaşayan ve halk arasında tanınan bir başka Atâ Efendi ise tamamen farklı bir kişiliktir. Bu Atâ Efendi, Boğaziçi’nin bu güzel köyünde “meczup” olarak anılan, halk
Ata Bey, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yetişmiş seçkin devlet adamları ve aydınlar arasında yer alır. 1856 yılında Halep’te doğmuştur. Çocukluk yıllarından itibaren hem Doğu hem de Batı kültürüne ilgi duymuş, bu iki dünyayı birlikte anlamaya çalışan nadir şahsiyetlerden biri olmuştur. Yaşadığı dönemin imkânları içinde kendisini sürekli geliştirmiş, özellikle dil ve edebiyat alanında derin bir bilgi birikimi edinmiştir.
Ata Bey, Arapçayı ve Fransızcayı çok iyi derecede öğrenmiştir. Bu dillerdeki yetkinliği, hem devlet görevlerinde hem de ilmî ve edebî çalışmalarında ona büyük avantaj sağlamıştır. Şark ve garp kültürünü birlikte tanıması, onun düşünce dünyasını zenginleştirmiş ve eserlerine geniş bir bakış açısı kazandırmıştır. Dönemin birçok aydını gibi o da yalnızca memuriyetle yetinmemiş, fikrî
Âşiyan’ın üst katı bütünüyle Tevfik Fikret’e ayrılmıştır. Bu kat, bugün müze olarak düzenlenmiş olup üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler bir çalışma odası, bir yatak odası ve küçük sergi alanlarıdır. Ev, şairin hayatını, düşünce dünyasını ve sanat anlayışını yansıtan eşyalarla donatılmıştır. Ziyaretçiler, bu mekânlarda Tevfik Fikret’in hem özel hayatına hem de edebî kişiliğine yakından tanıklık edebilirler.
Çalışma odasına girildiğinde, tam karşıda büyük bir yağlı boya tablo göze çarpar. Bu eser, Halife Abdülmecid Efendi tarafından yapılmış bir sis manzarasıdır. Ressam, ilhamını Tevfik Fikret’in meşhur “Sis” şiirinden almıştır. Tabloyu “Muhibbi azizim Tevfik Fikret Bey’e” sözleriyle imzalayan Abdülmecid Efendi, şaire olan saygısını açıkça göstermiştir. 1326 tarihini taşıya
Mektup okunduktan sonra içindeki mesaj anlaşılınca, Han saygı ve samimiyetle şöyle dedi:
“İnşallah Yüce Allah yardım ederse ve bana ömür verirse, Kayser ülkesinin padişahının veziri, kardeşim sayılan o yüce kişiye bu ay içinde bin deve yüklü Yezdanbaş kervanı ve bir o kadar da şütürbaş kervanı göndereceğim. Başım ve gözüm üstüne.”
Sonra bana dönerek, “Hoş geldin, safalar getirdin; yüzün ak, gelişin hayırlı olsun, ömrümün sevinci, gözümün nurusun.” diyerek büyük bir samimiyet gösterdi. Diz dize oturduk, içten ve hoş sözlerle uzun uzun sohbet ettik. Ardından zengin bir ziyafet hazırlandı.
Yemekten sonra buhur (koku) ve gül suyu saçıldı. Ardından Erzurum Veziri Defterdarzâde Mehmed Paşa’nın gönderdiği hediyeleri takdim ettim. Elimdeki hediyeler arasında inci tespih, çârkab okluğu (ok torbası), Ceneviz ve Venedik kumaşla