D34

D15, D22, D34, D44

14 Kasım 1938 Türk Milleti Büyük Bir Acı Yaşıyor

14 Kasım 1938’de gazeteler, Atatürk’ün ölümünün yarattığı derin matem ve toplumsal etkileri yansıtan çok sayıda yazı yayımladı. Niyazi Ahmed Kurun “Tarihi zenginleştiren Türk” başlığıyla onun millet üzerindeki etkisini vurguladı. Fazıl Ahmed Aykaç Cumhuriyet gazetesinde gençliğin yas tepkilerini anlattı. Ethem İzzet Benice Son Telgraf’ta Atatürk’ün orijinal ve özgün kişiliğini öne çıkardı.

Muhiddin Birgün Son Posta “Atatürk’ümüzü kaybettik” diyerek halkın acısını dile getirdi. Hakkı Süha Gezgin Kurun, yetiştirdiği gençliği ve onların matemini anlattı. Ali Naci Karacan Bugün gazetesinde “Büyük acı karşısında” ifadesiyle halkın hislerini özetledi. Nadir Nadi Cumhuriyet, S. T. Öget Kırmızı-Beyaz, Cemal Refik Akşam, M. Zekeriya Sertel Tan ve Sabiha Zekeriya Sertel Tan, Atatürk’ün ölçüsünü, eserlerini ve halk üzerindeki etkilerini detaylı şekilde yazdılar. Murad Sertoglu Ye

D12, D23, D34, D41

İlk Ponksiyon ve Başarılı Müdahale

Doktor Fisenjer de yapılan teklifin uygun olduğunu kabul etti. Ben de zaten hazırlıklarımı bu ihtimale göre yapmış, gerekli bütün tıbbi araç ve düzenlemeleri önceden hazırlamıştım. Yapılan ponksiyon işlemi son derece doğal bir şekilde ve hastaya fazla acı vermeden gerçekleştirildi. İşlem sırasında yaklaşık on buçuk kilo kadar sıvı alındı. Bu müdahale, Atatürk’ün nefes almasını kolaylaştırmış ve onu belirgin şekilde rahatlatmıştır.

İşlem sonrasında Atatürk derin bir nefes alarak büyük bir rahatlama hissettiğini ifade etti ve “Oh, çok rahat ettim.” diyerek memnuniyetini dile getirdi. Alınan sıvı şişelere aktarılırken dikkatle inceliyor, merak ettiği noktaları soruyordu. Sıvının görünümü hakkında bilgi almak istemiş ve bunun vücut içinde nasıl biriktiğini anlamaya çalışmıştır. Doktorlar da ona kullanılan ince iğneyi göstererek işlemin nasıl yapıldığını sade bir dille açıkla

D14, D21, D34, D41

18 Temmuz 1932 – İtalyan Filosu Kumandanı ile Görüşme

18 Temmuz 1932’de Gazi Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da üç gündür bulunan İtalyan filosu kumandanını Yalova’da kabul etmiştir. Bu görüşme, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerdeki diplomatik yaklaşımını ve misafir devletlerle olan temaslarını göstermektedir. Gazi, konuklarına yakın ilgi göstermiş ve dostane ilişkilerin geliştirilmesine önem vermiştir.

31 Temmuz 1932 – İstanbul’dan Saray Ziyaretleri

31 Temmuz günü, Ertuğrul Yalı’ndan Yalova’dan İstanbul’a dönmüşlerdir. Önce Beylerbeyi Sarayı’nda kısa bir süre dinlenmiş, ardından Dolmabahçe Sarayı’na geçerek resmi işlerini takip etmiştir. Bu ziyaretler, hem istirahat hem de resmi görevlerin yürütülmesi amacı taşımaktadır Walking Tours Ephesus.

2 Ağustos 1932 – Boğazi

D12, D24, D34, D42

Resmî Ziyaretler ve Diplomatik Heyetlerin Kabulü

Saraya Gelen Yerli ve Yabancı Misafirler

Cumhurbaşkanı’nın İstanbul’da bulunduğu günlerde Dolmabahçe Sarayı, yerli ve yabancı birçok önemli misafiri ağırlamıştır. Saraya gelen ziyaretçiler arasında diplomatik temsilciler, devlet adamları, dinî liderler ve dönemin tanınmış şahsiyetleri yer almıştır. Avusturya ve İran maslahatgüzarları, İran temsilcisi Mirza Said, Afganistan Hariciye Nazırı Ahmed Tarzi Han ve Yunan sefiri Camados bu isimler arasındadır.

Bunun yanı sıra edebiyatçı Sami Paşazade Sezai Bey, eski Vaşington sefiri Rüstem Bey, Süryani Kadim Patriği, Cemiyet-i Akvam’ın (Milletler Cemiyeti) İstanbul temsilcisi ve Mısır sefiri Abdülazim Raşid Paşa da saraya gelerek saygılarını sunmuşlardır. II. Abdülhamid döneminde Paris elçiliği yapmış olan Salih Münir Paşa, İngiliz-Türk Muhtelit Hakem Mahkemesi Reisi Mösyö Hemerlih ve emekli Müşir Ali Rıza Paşa da ka

D13, D25, D34, D41

Bekleyişin Uzayan Dakikaları

Saat ona yaklaşıyordu. Ancak trenden hâlâ kesin bir haber gelmemişti. Kalabalık giderek artıyor, herkesin gözü kulağı istasyondan gelecek bir işaretteydi. Nihayet iki dakika sonra, heyecanı daha da artıran bir haber kulaktan kulağa hızla yayıldı:
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın treni, Derbent İstasyonu’nda kısa bir gecikme yaşamıştı.

Bu haber, bekleyen kalabalıkta ne bir huzursuzluk ne de bir dağılma yarattı. Aksine, herkes biraz daha sabırla ve aynı coşkuyla beklemeye devam etti.

İzmit Halkının Coşkusu

İzmit halkı, omuz omuza öyle sıkı bir şekilde toplanmıştı ki adım atmak bile güçleşmişti. Güneş yakıcıydı, hava sıcaktı; fakat kimse bunu umursamıyordu. Herkesin aklında tek bir düşünce vardı: Kurtarıcıyı, Gazi’yi görmek. Yüzlerde yorgunluk değil, sevinç okunuyordu. Saatler geçtikçe zaman sanki yavaşlıyor, her dakika insanlara bir yıl kadar uzun g

D15, D23, D34, D42

Bir Şaheserin Korunması İçin Yapılan Teşebbüs

Bu eşsiz kabir taşının değeri fark edildiğinde, onun İslâm ve Şark Eserleri Müzesi’ne kazandırılması gerektiği düşünülmüştür. Bu amaçla, dönemin müze müdürü olan merhum Abdülkadir Erdoğan’a haber verilmiştir. Saygıdeğer bir ilim adamı olan Erdoğan, Eyüp’e götürülmüş ve söz konusu taş kendisine yerinde gösterilmiştir. Taşın sanatsal ve tarihî kıymetini hemen kavrayan Erdoğan, bu eserin müzeye nakledileceği vaadinde bulunmuş ve bu düşünce büyük bir sevinçle karşılanmıştır.

Ne yazık ki, müze müdürünün bir süre sonra hastalanması ve ardından emekliye ayrılması, bu iyi niyetli girişimin hayata geçirilmesine engel olmuştur. Daha sonra İstanbul Ansiklopedisi’nin hazırlanma süreciyle meşgul olunması, bu çok değerli mezar taşının uzun süre unutulmasına yol açmıştır.

Kayıp Bir Sanat Eseri

1937 yılında kabir taşının resmini yapmak a

D13, D23, D34, D41

Atabek Hanı’nın Konumu ve Tarihçesi

Atabek Hanı, İstanbul’un Eminönü ilçesi sınırları içinde yer almaktadır. Yapı, günümüzde Şehinşah Pehlevî Caddesi olarak bilinen eski Yenipostahane Caddesi ile Fındıkçı Remzi Sokağı’nın kesiştiği köşede bulunmaktadır. Atabek Hanı’nın bulunduğu yerde eskiden Saralı Hanı yer almaktaydı. Bu han, ünlü manifatura tüccarı Ata Refik Atabek tarafından 1932 yılında satın alınmış ve binanın adı Atabek Hanı olarak değiştirilmiştir.

Yangın ve Yeniden İnşa Süreci

1939 yılında hanın içinde çıkan büyük bir yangın sonucu yapı tamamen yanarak kullanılamaz hâle gelmiştir. Yangının ardından, 1940–1941 yılları arasında Fevzi Atabek tarafından yeniden yaptırılmıştır. Yeni bina, dönemin tanınmış mimarlarından Pistikos’a inşa ettirilmiştir. Böylece günümüzde bildiğimiz Atabek Hanı ortaya çıkmıştır

D11, D25, D34, D42

Yatak Odasındaki Hatıralar

Bu odada, karyolanın başucuna denk gelen duvarda, Tevfik Fikret’in kendi eliyle kurşun kalemle çizdiği babası Hüseyin Efendi’nin bir portresi yer almaktadır. Bu portre, şairin babasına duyduğu derin sevgi ve saygının çok güçlü bir ifadesidir. Resmin altına Fikret tarafından yazılmış şu dizeler bulunmaktadır:

“Melek babacığım

Benim gözümde bugün hâiz-i şehadetsin,

Şehîd-i sıdk u hamiyyet, şehîd-i gurbetin.”

Bu dizeler, yalnızca bir evlat duygusunu değil, aynı zamanda Tevfik Fikret’in şiir anlayışını ve ahlaki duruşunu da yansıtmaktadır.

Kişisel Eşyalar ve Ölüm Maskı

Portrelerin altında, küçük bir vitrin içinde Tevfik Fikret’e ait bir fes sergilenmektedir. Bu fes, şairin günlük hayatından günümüze ulaşan sade ama anlamlı bir hatıradır. Deniz tarafına bakan duvarda ise, Fikret ölüm döşeğinde yatarken ress

D13, D22, D34, D42

Tebrizin İlk Kurucusu Zübeyde Hatun

Gönülleri fetheden Tebriz şehrinin ilk kurucusu, Abbâsî Halifesi Harun Reşid’in eşi Zübeyde Hatun’dur. Rivayete göre Hicrî 175 (Miladî 791) yılında bu bölgeye geldiğinde, havasını ve suyunu çok beğenmiştir. Burada bulunduğu sırada Halife Me’mun’a hamile kalmış, bu nedenle bu amber kokulu toprağı kendine dinlenme ve huzur yeri olarak seçmiştir.

Zübeyde Hatun burada önce bir köşk yaptırmış, ardından büyük harcamalar yaparak şehri büyütmüştür. Velek, vesak, tümen ve yüklerle ifade edilen sayısız malzeme ve servet harcayarak görkemli bir yerleşim kurmuştur. Abbâsî bilginleri, şehre Tebriz adını vermişlerdir. Zamanla şehir o kadar büyümüş ki çevresini dolaşmak üç gün sürermiş Private Sofia Tours.

Büyük Deprem ve İkinci Kurucu Mütevekkil

Scroll to Top