H41

H12, H23, H34, H41

Atatürk’ün Cenaze Töreninde Ordu ve Halkın Bekleyişi

İçeri girdiğimde, ordu adına nöbet tutan subayların dimdik ve saygılı duruşu dikkatimi çekti. Büyük bir ölü karşısında bekleyen bu askerler, hem disiplinin hem de saygının simgesiydi. O an hissettiğim duygu tarif edilemezdi; kalbim sanki mahfazasında duramıyordu. İçimden, “Atatürk! Atatürk!” diye bağırmak geliyor, onun bıraktığı kutsal emanete sahip çıkacak orduyu ve milleti görüyor, gurur duyuyordum. Türk milleti, bu emaneti korumak için her zaman hazırdı ve hiç kimse bu kutsal görevi ortadan kaldıramazdı.

Atatürk’ün adıyla dalgalanan bayrak, artık İsmet İnönü’nün elindeydi ve hâlâ güçlü bir simge olarak duruyordu. Emanet, yerli yerinde ve güven altındaydı. O an, Atatürk’ün huzurunda olduğumuzu hissediyor, sanki bizi dinliyormuş gibi bir duyguya kapılıyorduk. Ebedi köşkün içinde hiçbir süs veya nişane bulunmaması, yalnızca yas ve saygıyı simgeliyordu. Koyu kırmızı kumaşlarla döşe

H14, H21, H34, H41

5 Temmuz 1935 – Ankara Vapuru ile Deniz Gezisi

5 Temmuz 1935’te Ankara Vapuru, özel olarak süslenmiş olarak Tophane Rıhtımı’ndan saat 09.00’da kalktı. Üst güvertede caz müziği, alt salonda ise saz eşliğinde bir program hazırlanmıştı. Saat 11.00’de Gazi Mustafa Kemal Atatürk, refakatinde hemşireleri Makbule Hanım ve öğretmen Afet, Celâl Bayar, Ali Kılıç, Cevdet Abbas, Hacı Mehmet, Amiral Şükrü ve bazı diğer yetkililer ile birlikte vapura geldi.

Atatürk, üst güverteye çıkarken İstiklal Marşı çalındı ve ardından vapur demir alarak Karadeniz Boğazı’na doğru yola çıktı. Boğaz açıklarından geri dönülerek Marmara Denizi’ne açıldılar. Bu gezide Atatürk, gençlerle bir araya gelerek İnkılap dönemi görevleri ve sorumlulukları üzerinde sohbet etti. Ayrıca denizcilerin görev ve liyakatleri üzerinde durdu ve bu vesileyle Amiral Şükrü’ye takdirlerini iletti. Amiral Şükrü’ye “Okan” soyadı verildi ve Atatürk de başarı yolunda yürümeye

H15, H23, H32, H41

Temmuz 1928 Gazi Mustafa Kemal’in İstanbul Gezileri ve Çalışmaları

3 Temmuz 1928: Taksim ve Şişli Gezisi

3 Temmuz 1928 tarihinde Gazi Mustafa Kemal, otomobille Taksim ve Şişli çevresinde kısa bir tenezzüh (dinlenme gezisi) yapmıştır. Bu geziler, hem şehrin farklı bölgelerini görme hem de halkla doğrudan temas kurma amacı taşımaktadır. Gazi, İstanbul’un merkezi semtlerinde dolaşarak vatandaşların sevgi gösterilerini karşılamış ve halkın ilgisine yakınlık göstermiştir.

9 Temmuz 1928: Latin Harflerinin Kullanımı ve Önemli Fotoğraf

9 Temmuz’da İstanbul gazeteleri, Gazi Mustafa Kemal’in Latin harflerinin kullanılmasında rehber olduğunu ve bu konuda örnek teşkil ettiğini yazmıştır. Bu tarihte, Cumhurbaşkanının Latin harfleriyle yazılmış ilk imzalarından birini attığı bir fotoğraf çekilmiştir. Fotoğrafta Gazi’nin unvanları da “Gazi” olarak Latin harfleriyle belirtilmiştir. Bu olay, Türkiye’de yen

H13, H25, H34, H41

Büyükada Açıklarında Vapurların Dizilişi

Basra vapurunun hemen yanında, Cemiyeti Hayriye üyelerini taşıyan “Halep” vapuru ile Türk Ocağı tarafından kiralanan “Bağdat” vapuru bulunuyordu. Biraz daha ileride ise üzerinde “İstanbul Musikişinasları Gazi Paşa Hazretlerine hoş geldiniz der” yazılı bir levha taşıyan “Fenerbahçe” vapuru yerini almıştı. Bu vapurlar, Büyükada açıklarında düzenli bir şekilde sıralanmış, adeta deniz üzerinde bir tören alanı oluşturmuşlardı.

Burgaz Adası yönüne doğru bakıldığında Haydarpaşa vapuru, onun arkasında ise Haliç Şirketi’ne ait üzerinde “Hoş geldin” yazılı levhalar bulunan 7, 9 ve 16 numaralı vapurlar ile birlikte iki vapur daha görülüyordu. Aynı bölgede Rüsumat Muhafaza memurlarını taşıyan bir vapur, biraz geride ise Şirket-i Hayriye’nin 70 ve 71 numaralı vapurları demirlemişti City Tour Istanbul

H13, H21, H32, H41

Madam Atanaşyan İstanbul’un İlk Kadın Tabiplerinden

Atanaşyan (Madam), İstanbul’un ilk kadın tabiplerinden biridir. 1291 (M. 1879) yılında “Kahkaha” mizah gazetesinde ilanı yayınlanmıştır. Uzun bir süre Viyana ve Romanya’da hekimlik yaptıktan sonra İstanbul’a dönmüş ve Beyoğlu, Sakızağacı Sokağı’ndaki kendi hanesinde köstebek, fistül ve meşimede taş gibi hastalıkları tedavi etmiştir.

Hekimliğiyle kısa sürede tanınan Madam Atanaşyan, İstanbul’da hem güvenilir hem de başarılı bir doktor olarak ün kazanmıştır. Hastalarına gösterdiği özen ve tecrübesi sayesinde halk arasında saygı görmüş, özellikle kadın hastalar için önemli bir sağlık kaynağı olmuştur.

Atavik Kuyumcu Çarşısının Ünlü İsmi

Atavik, II. Abdülhamid döneminin ünlü kuyumcularından biriydi. Fiziksel olarak cılız, kır bıyıklı ve takıntılı bir kişilik olarak tanınırdı. İstanbul hanımları ona iki lakap takmıştı: “Bil

H13, H23, H34, H41

Atâ Bey ve Mısırlı Casuslar

Bir gün, Atâ Bey, Serasker Paşa’nın huzurunda yakalanan iki Mısırlı casusu kontrol ediyordu. Paşa, eliyle kesesine dokunup çıplaklara bir avuç altın verdi ve:

— Evlâdım, ben kısa zamanda zararınızı fazlasıyla telafi ederim. Siz hemen köyünüze dönün ve padişaha dua edin! — dedi.

Buna karşı Atâ Bey kendisini tutamadı ve şöyle konuştu:

— Efendim, yaptığınız ihsan çok mükemmel. Ancak benim düşünceme göre, Birecik mütesellimi Battal Bey bu gece bizim yanımızda misafir olmalı. Böylece olaylar hakkında uygun bir soruşturma yapılabilir.

Paşa hiddetlendi ve Tayyar Paşa’ya dönerek şöyle dedi:

— Siz değerli insanlar bu tür hassas işlere mi memur edildiniz? Maiyetinize böyle çoluk çocuk karışıyor, onlar da devlete akıl vermeye çalışıyor. Ne garip bir durum!

Atâ Bey ise olaya karşı sakin kaldı:

— Mükâfata karşı tahkire uğradığıma

H13, H22, H35, H41

Firdevs Hanım ve Kızları

Firdevs Hanım ve kızları, dönemin geleneksel aile anlayışına göre oldukça serbest yaşayan, eğlenceyi seven ve sosyal hayata düşkün kimselerdir. Gösterişli hayat tarzlarıyla çevrelerinin dikkatini çekerler. Firdevs Hanım’ın iki kızından biri olan Bihter, yirmi iki yaşında, güzel, alımlı ve kendine güvenen genç bir kadındır. Bu özellikleriyle kısa sürede Adnan Bey’in ilgisini çeker.

Adnan Bey ile Bihter Arasındaki Yakınlaşma

Adnan Bey, Bihter’i gördüğü andan itibaren ondan etkilenir. Bundan sonra karşılaşmalar sıklaşır. Boğaziçi’nde yapılan gezintiler sırasında sandallar birbirine yaklaşır, bakışmalar olur, tebessümler ve selamlaşmalar başlar. Zamanla bu sessiz işaretleri kısa konuşmalar takip eder. Bu yakınlaşma, her iki taraf için de yeni duyguların doğmasına yol açar

H14, H24, H33, H41

Şairler ve Yazarlar

Bu şehirde yetmiş sekiz divan sahibi şair ve yazar vardır. Hepsi düzgün dilli, zarif sözlü ve bilgili kişilerdir. Bunlar arasında Yâverî, Şâbî ve Sâibî, zamanlarının ünlü şairi Örfî’ye benzetilir. Ayrıca Edhemî, Çâkerî, Câyî ve Râzî gibi kalem sahipleri de ilim ve edebiyat dünyasında saygı görürler. Bu kişiler sadece şiir yazmakla kalmayıp halk arasında bilgelikleri ve güzel konuşmalarıyla da tanınırlar.

Ziyaret Edilen Dostlar ve Aydınlar

Yazarın ziyaret ettiği veya birlikte olduğu dostları arasında Seyyid Vâhidî (divan sahibi), Yezdan Aka, Merdân Aka Can, Kurban Kulu, Hoca Nağdî, Pirbaş Aka, Mirza Bay, Hüsam Ata, Elvend Aka, Rıza Bay ve Kelb Ali gibi değerli kişiler vardır. Bu isimler hem ilim hem de dostluk bakımından saygıdeğer kimseler olup şehirde önde gelenlerdendir

Scroll to Top