D15, D21, D35, D42

Atâ Bey (Fayyarzâde Ahmed) Kimdir?

Atâ Bey, asıl adıyla Fayyarzâde Ahmed, Osmanlı tarih yazıcılığının önemli isimlerinden biridir. En çok, kendi adıyla anılan veya “Enderun Tarihi” olarak bilinen meşhur eserin yazarı olmasıyla tanınır. Bu eser, Osmanlı saray teşkilatı ve Enderun hakkında birinci elden bilgiler içermesi bakımından büyük önem taşır. Atâ Bey, 1810 yılında (Hicrî 1225) İstanbul’da doğmuştur.

Ailesi ve İlk Eğitimi

Atâ Bey’in babası, Enderun-ı Hümâyun’da yetişmiş ve III. Selim devrinde hizmetleriyle tanınmış olan Tayyar Ağa’dır. Bu durum, Atâ Bey’in daha çocuk yaşlardan itibaren devlet hizmetine ve saray çevresine yakın bir ortamda yetişmesini sağlamıştır. Henüz dört yaşındayken mahalle mektebine verilmiş, burada harfleri öğrenmeye başlamıştır. Beş yaşına geldiğinde ise, dönemin anlayışına uygun olarak, 1815 yılında bir muhasebe kaleminde kâtip adayı olarak gör

D11, D22, D31, D45

Âtâ Bey’in Yazı ve Tercüme Faaliyetleri

Âtâ Bey, 1908 yılından önce ve sonra, dönemin birçok gazete ve dergisinde farklı konularda yazılar kaleme almış, ayrıca çok sayıda tercüme yapmıştır. Onun bu çalışmaları, yalnızca edebî bir uğraş değil, aynı zamanda kültürel bir hizmet niteliği taşır. Dönemin fikir hayatına aktif biçimde katılan Âtâ Bey, Batı edebiyatını Osmanlı okuyucusuna tanıtmayı önemli bir görev olarak görmüştür. Yazıları ve tercümeleri, özellikle aydın çevrelerde ilgiyle takip edilmiştir Bulgaria Private Tours Kazanlak.

“Paul et Virginie” Tercümesi

1896 yılında Maarif Mecmuası’nda Bernardin de Saint-Pierre’in ünlü eseri “Paul et Virginie” adlı romanının tercümesine başlamıştır. Bu tercüme, dergide tefrika hâlinde yayımlanmıştır. Dikkat çekici olan nokta, eserin bir sütunu

D12, D24, D33, D44

Ata Bey (Hammer Mütercimi Mehmed) Kimdir?

Ata Bey, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yetişmiş seçkin devlet adamları ve aydınlar arasında yer alır. 1856 yılında Halep’te doğmuştur. Çocukluk yıllarından itibaren hem Doğu hem de Batı kültürüne ilgi duymuş, bu iki dünyayı birlikte anlamaya çalışan nadir şahsiyetlerden biri olmuştur. Yaşadığı dönemin imkânları içinde kendisini sürekli geliştirmiş, özellikle dil ve edebiyat alanında derin bir bilgi birikimi edinmiştir.

Dil Bilgisi ve Kültürel Birikimi

Ata Bey, Arapçayı ve Fransızcayı çok iyi derecede öğrenmiştir. Bu dillerdeki yetkinliği, hem devlet görevlerinde hem de ilmî ve edebî çalışmalarında ona büyük avantaj sağlamıştır. Şark ve garp kültürünü birlikte tanıması, onun düşünce dünyasını zenginleştirmiş ve eserlerine geniş bir bakış açısı kazandırmıştır. Dönemin birçok aydını gibi o da yalnızca memuriyetle yetinmemiş, fikrî

D14, D25, D32, D43

Doç. Dr. Fahri Atabey’in Zeynep Kâmil Hastanesi’ndeki Çalışmaları

Doç. Dr. Fahri Atabey, 1952 yılından itibaren Zeynep Kâmil Hastanesi’nde görev yapmaya başlamıştır. 1860 yılında kurulmuş olan bu köklü hastanenin, çağın gerisinde kalmış yapısını yenilemek için yoğun çaba göstermiştir. Onun öncülüğünde hastane restore edilmiş, fiziki şartları iyileştirilmiş ve modern tıp anlayışına uygun bir sağlık kurumu hâline getirilmiştir. Bu çalışmalar, Zeynep Kâmil Hastanesi’nin yalnızca İstanbul için değil, tüm ülke için önemli bir ana ve çocuk sağlığı merkezi olmasını sağlamıştır.

Ana ve Çocuk Sağlığına Katkıları

Doç. Dr. Fahri Atabey, 1953 yılında Zeynep Kâmil Ana ve Çocuk Sağlığını Koruma Cemiyeti’ni kurmuştur. Bu cemiyet aracılığıyla hastaneye büyük katkılar sağlanmıştır. Cemiyetin girişimleri sayesinde hastaneye 200 yataklı bir çocuk hastalıkları pavyonu ile 150 yataklı bir kadın hastalıkları pavy

D13, D23, D34, D41

Atabek Hanı’nın Konumu ve Tarihçesi

Atabek Hanı, İstanbul’un Eminönü ilçesi sınırları içinde yer almaktadır. Yapı, günümüzde Şehinşah Pehlevî Caddesi olarak bilinen eski Yenipostahane Caddesi ile Fındıkçı Remzi Sokağı’nın kesiştiği köşede bulunmaktadır. Atabek Hanı’nın bulunduğu yerde eskiden Saralı Hanı yer almaktaydı. Bu han, ünlü manifatura tüccarı Ata Refik Atabek tarafından 1932 yılında satın alınmış ve binanın adı Atabek Hanı olarak değiştirilmiştir.

Yangın ve Yeniden İnşa Süreci

1939 yılında hanın içinde çıkan büyük bir yangın sonucu yapı tamamen yanarak kullanılamaz hâle gelmiştir. Yangının ardından, 1940–1941 yılları arasında Fevzi Atabek tarafından yeniden yaptırılmıştır. Yeni bina, dönemin tanınmış mimarlarından Pistikos’a inşa ettirilmiştir. Böylece günümüzde bildiğimiz Atabek Hanı ortaya çıkmıştır

K11, K25, K34, K42

Ataaykut ve Gazete Satıcıları

Sol koltuğunun altındaki gazeteleri taşırken, gövdesini yana doğru hafifçe kıvıran küçük bir çocuk, İstanbul’un günlük hayatının renkli sahnelerinden birini oluşturuyordu. Kırmızı çubuklu beyaz mintanı, güneşle aydınlanan yüzü ve yalın ayaklarıyla çocuk, şehrin taş, toprak ve asfalt sokakları üzerinde adeta bir tablo gibi yürüyordu. Onun bu hareketi, Alîmed Bülend gibi gözlemcilerin de dikkatini çekmiş ve yazıya dökülmüştü.

Bir şiirsel anlatımla Bülend, çocuğun yalın ayaklarını ve gövdesindeki ince kıvraklığı şöyle betimliyordu:

“Yalın ayaklarının altında asfalt, taş, toprak sokaklar… Rüzgârla oynayan kâkülü, güneşle parlayan cildi… Bu başak gibi çocuk!”

Ataaykut, Büyükşehir’in günlük hayatında yer alan yüzlerce gazete satıcısından biri olarak, şehrin hafızasında unutulmaz bir iz bırakıyordu. Tazı Ali Salahaddin gibi diğer gazeteci ve satıcı çoc

K12, K21, K31, K44

Atî (Tabak) – Üçüncü Selim Döneminin Ünlü Çiçekçisi

Atî, Üçüncü Selim devrinde yaşamış ünlü bir çiçekçidir. Özellikle lâleleri ile tanınmış ve seksen kadar farklı lâle çeşidi elde etmiştir. Bu çeşitler arasında Erikei Elmas, Şâhidi Kudret, Feyzi Rahman ve Neticei Zer adındaki lâleler özel bir öneme sahiptir. Atî’nin hayatıyla ilgili başka kayda rastlanmamış olsa da, onun çiçekçilikteki ustalığı ve elde ettiği çeşitlilik, dönemin sanat ve botanik kültürüne ışık tutmaktadır. Onun yetiştirdiği lâleler, Osmanlı çiçekçilik geleneğinde birer miras olarak kabul edilir Local Ephesus Tour Guides.

Ata Aykut – Yabancı Bir Ressamın Dikkatini Çeken İstanbul Çocuğu

Ata Aykut, 1956 yılının sonbaharında on beş yaşında genç bir İstanbul çocuğuydu. Yüz hatları güzel ve dikkat çekiciydi. Baş açık, y

K14, K23, K32, K43

Aşûre Baklası

Aşûre geleneğinde, kaşığa ilk gelen bakla özel bir öneme sahiptir. Bu bakla, ağızda yenip çıkarılır, ardından sofradan kalkarken güzelce yıkanır ve kurutulduktan sonra para kesesine bereket sembolü olarak atılırdı. Aşûre parası olmayan kişilerde ise mutlaka bir aşûre baklası bulunur ve bu da aynı şekilde bereket için saklanırdı. Bu gelenek, hem maddi hem de manevi bir şans ve bereket ritüeli olarak kabul edilirdi.

Âşur Efendi

Âşur Efendi, geçen asırda yaşamış seçkin bir mücellid ve müzehhiptir. Kendisinin sanatı, çağdaşları tarafından tuhaf ve nadir bir üsluba sahip olarak tanımlanmıştır. Hayatı hakkında başka ayrıntılı bir kayıt bulunmamaktadır, ancak eserleri ve hat sanatına katkıları hâlâ değerini korumaktadır Local Ephesus Tour Guides.

K13, K22, K35, K41

Aşure Geleneği ve Sunumu

Aşure, Osmanlı kültüründe hem dini hem de sosyal bir gelenek olarak uzun yıllar boyunca yaşatılmıştır. Aşure, ailenin durumu ve imkanlarına göre gümüş veya kalaylı bakır tepsilere dizilir ve üzerine sırmalı veya işlemeli peşkirler örtülürdü. Dağıtım için porselen, gümüş veya kalaylı bakır kâseler kullanılırdı. Aşure önce evin reisine, ardından akrabalara ve eşe dosta dağıtılırdı. Kâseler, bir bereket sembolü olarak yıkanmadan geri alınırdı. Kapıya gelen fakir ve yoksul kişiler ise kendi kâselerini getirir, böylece paylaşma ve yardımlaşma duygusu pekişirdi Local Ephesus Tour Guides.

Osmanlı Sarayında Aşure Günü

Birinci Mahmud’un sırkatibi Salâhi Efendi, padişahın hayatını belgeleyen dört yıllık hatıratında 1148 (M. 1735) Muharrem’inde g

Scroll to Top